01

Eki
2018

Evet kısıtlar dünyasındayız, ekonomik kısıtlar var ve dünyada belirsizliğin had safhada olduğu yıkıcı bir değişim yaşanıyor. Gün geçtikçe, esnek olmayan stratejilerin ve planların yerini; değişime ne kadar hızlı cevap verebildiğiniz alıyor. Değişimle ortaya çıkan riskleri yönetmek, değişimin getirdiği fırsatları değerlendirmekse çevik bir organizasyon olmayı gerektiriyor.

Bu yıkıcı değişim, yeni yönetim modellerinin oluşumunu da destekliyor. Özellikle Y kuşağı iş hayatına yoğun şekilde dahil olmaya başladığından beri iş yaşamında yeni yönetim şekillerinin daha çok konuşulduğu, şirketlerin işveren markalarına daha çok önem vermeye başladığı, dışarıdaki ve içerideki algının yönetilmesi adına oldukça yoğun çaba harcandığı açıkça görülüyor. Tabii ki organizasyon yapılarındaki dönüşüm bir anda gerçekleşmiyor, bir süredir bu etkileri karşılayabilmek adına çeşitli olasılıklar araştırılıyor, deneniyor. Aslında ulaşmak istenilen şeyler birbirine çok benzer; çalışanların daha fazla inisiyatif aldığı, daha eşit ve şeffaf koşulların olduğu, daha hızlı karar alınan, ortak amacı herkesin görebildiği (bu amaca herkesin hizmet edebildiği) ve bireysel katkısını fark ettiği (katkısının fark edildiği), kişisel ve profesyonel gelişime gerçekten katkı sağlayan, insanların çok yönlü çalışabildiği, etkin, verimli bir organizasyon yaratabilmek.

Bir organizasyon hayal edelim; unvanların yerini rollerin aldığı, fonksiyonların yerini görevlerin aldığı, kendi kendini yöneten, gelişime uçsuz bucaksız imkân tanıyan, eşit ve şeffaf, performansın gerçekten görülebildiği, verimliliğin arttığı… Tüm bunlar ilk bakışta masalsı görünse de dünyada hiyerarşik, bol kademeli organizasyonların yerini yavaş yavaş holakrasi olarak tanımlanan kendi kendini yöneten bir organizasyon şekli almaya başlıyor. Holakrasi, medyada sansasyonel açıdan yöneticisiz bir yönetim modeli olarak geçse de aslında iş yapmanın yeni yolu da diyebiliriz.

“Holakrasiye geçiş çok iyi yönetilmesi gereken bir kültür değişimi süreci, kültür ve organizasyon iç içe geçmiş kavramlar olduğundan bu denli radikal dönüşümlerde bütünsel bakmak en iyi yol olabilir.”


Devamını Oku